Bu Yarası İçinde Saklı Bir Bedenin Son Duaları

3/12/2009
 

Yar... bakma gözlerime öyle..Göremezsin orada savaştan öte bir şey.
Okunmaz bende mutluluğun izi..Saçlarımdan süzülür ayrılığın tadı.
Gitmeler yer tutmuştur yüreğimde, hasret delip geçmekte ruhumu..

Ve aklım terk etti beni, senin ardından..

Yar...susma bana öyle , bir şey de..gel de geleyim, git de gideyim.
Ama batırma içime bu sessizliği..

şimdi hangi şehre sığınırım, hangi kapılarda bulurum izini…

Hayat küsmüş, seninle basıyor üstüme, ölüm uzuyor içimdeki yollara.
Ve ben yavaş yavaş düşüyorum gidişine astığın uçuruma…
Şimdi ne okunur, ucuna kan bıraktığın dudağımda. Gözlerime yuva yapmış hüzün kırıkları, Bata çıka yaşıyorum bu koca yalnızlığı…
En keskin susmalarda öldürdün beni,harflerimi de adıma gömdün.
Kara yazılarda okudum hikayemi..

Duvarlarda çürüdü parmak uçlarım.Soğuk bir hücre ayazına gömdüm, yüzümde açan gölgeni…

Yar... durma öyle uzakta, öteden estirme ayrılık rüzgarını.Hazan değdirme yaralarıma.
Şimdi yalvarışlar dizilmiştir gözlerime, yüzüme bir bıçak gibi bakma !
Vurma içime bu soğuk sabahı.Unut gecenin en derin yaralarını.
Varlığınla ört yüreğimi, uykuma geçit ver.
Solgun düşler derledim yarına, saklımda büyüttüm ismini..

Yokuşlara dayanmaz ömrüm, idam et bu sürgünlüğü.

Yol ver gideyim, içimin en titrek yanına seni nöbet bileyim.
Hem daha mı çok benden kanayan yaraların?
Bir yol ver,bir şey de ama susma !

İniltisinden durulmaz yoksa bu ayrılığın.
Ve dokunmaz ellerim sana, sen aldırmasan da…

Gözlerindeki kor acıtmasın yüreğimi, ben unuttururum varlığımı…

Yar... yakma bu sonbahar düşkünü hayatımı, gömerim geçmişe adımı.
Ama bitmesin bu ayrılığın son mısraları.
Çünkü bu ;yarası içinde saklı bir bedenin son duaları…


(alıntı)


Vefalı İnsan Olmak

23/10/2009

"yanaşsaydın yandaşım olsaydın bir sığınak
yağmur altında sığındığım bir kerpiç evcik
olsaydın olduğumu anlasaydım oldu olacak
 gelebilseydik bir kerecik göz göze ey yaşamak


Güven; insanın insana olan samimiyeti sadece samimiyet de değil sadakati , vefası, sevgisi, fedakarlığı ölçüsünde vücud bulan bir olgudur. herbirimiz etrafımızda güvenebileceğimiz insanlar ararız. Yontulmamış ,saf, en kalbi duygularla hayatı yaşayan insanlar ararız. şüphe etmeyeceğimiz, kaygılanmayacağımız, gözümüzü arkada bırakmayacak, sözüne sadık, insanlar ararız. Kah buluruz çevremizde böylelerini  kah bulamayız. Zordur böyle maskesiz dolaşanları bulmak. Asıl zor olan şey ise VEFALI insanlar bulmak.
         Nedir Vefa? vefa sevgide sebat etmektir derim bende. Evet Sevgide  bıkmadan usanmadan, yorulmadan, tükenmeden sebat etmek, kararlı olmak, ne olursa olsun , sevginin gücüne inanarak sebat etmek. başa gelen kara bulutların dağılacağını, yeniden güneşlerin doğacağını ümit ederek sevgiyi devam ettirmek. Ekmek gibi , su gibi ihtiyacımız var böylesi sevgilere. Zaman su gibi akarken ve insan biraz daha yaşlanırken vefalı dostların varlığına biraz daha ihtiyaç duyar.
            Karanlık bir oda için  Işığın önemi neyse karanlık dünyalarımız içinde vefalı dostların önemi o dur. Kolay bulunmaz vefalı dostlar, her şey önce güvenmekle başlar, sonra fedakarlık ve arkasından ölümsüz ve kararlı bir sevgi. Ne mutlu hayatında böylesi insanlar barındıranlara.

Kalmışsa bir umut yüreğinde yarınların heyecanla yaşanacağına

19/10/2009

Kalmışsa bir umut yüreğinde yarınların   heyecanla  yaşanacağına dair
O halde sorma yüreğine ızdırabı, sorma bırak kendini mevsimlere
Çünkü ; Heykeller bilirim mevsimler geçerken  ızdırapsız halleriyle bekleyen
Dünü sormayan bugünü bilmeyen yarını görmeyen duyarsızlar bilirim
Yorgunluğun pençesinde zaman hayal olurken
Sessiz bekleyişler bilirim matlaşmış simalarıyla gölgeleri bekleyen
Dönüşü olmayan yolculuklar bilirim
Yanlızlıklar bilirim gittikçe çoğalan
Tutulmamış sözler bilirim görülmemiş ihanetler bilirim
Patlayan her tomurcuğa karşı solan çiçekler bilirim
Ağlayanlara gülenler,  güleni ağlatanlar bilirim



Fakat bilirim her karanlığın bir açarı olduğunu 
Güzel düşler bilirim hayal kırıklıklarına inat, umutlar bilirim her an yeşeren
Duran  saatler bilirim, esince taze  rüzgarlar okşarcasına saçları
Yaşanmış hayatlar bilirim gökyüzündeki süreyya yıldızı  gibi 
Su gibi temiz gönüller bilirim çağlayanlara dönüşen
Dört mevsimde de açan çiçekler bilirim bir biri ardına sıralanan
Kavuşmalar bilirim yağmurdan sonra açan güneş  gibi sıcak
Ve Ağlayanlar bilirim sevincinden .................O halde gülümse gözlerin doluysa bile
                                                                                     M.Akif YAZILITAŞ 19/10/2009

 

9/10/2009


Bir gün sana Leylâ’yı sorarlar a gönül

Leylâda ki mânâyı sorarlar a gönül

Esmâyı ha bilmedin ha bildin ne çıkar

Ukbâda müsemmâyı sorarlar a gönül

Mecnûn Leylâ’nın aşkıyla öylesine kendinden geçmişti ki, Her nereye baksa Leylâ’yı görür oldu. Artık adını soranlara bile; “Benim adım Leylâ! diyordu.”

Dilinde ki virdi, gönlündeki derdi Leylâ idi. Leylâ’dan gayrı kimseyi de tanımıyordu. Leylâ ismi diğer bütün isimleri unutturmuştu O’na. Mecnûn âşık-ı sâdık olmuştu. Çünkü, aşkında sâdık olan, özge esmâ bilmezlerdi.

Yine böyle deli-dîvâne “Leylâ!-Leylâ!” diyerek feryâd edip dolaşıyordu Mecnûn. Hem de şehrin orta yerinde, kalabalık bir mekanda.
Leylâ bu yürek sızlatan feryâdı işitmiş ve derinden etkilenmişti. Gidip şu miskîne kendimi göstereyim de hâl, hâtır sorayım, dedi kendi kendine. Gece-gündüz kendisi için âh u efgân eden bu zavallıyı rahatlatmak istiyordu Leylâ.
Bu arada Mecnûn şehrin dışına çıkmış ve Leylâ! Leylâ nidâları ile sahraya doğru yol almaya başlamıştı. Leylâ arkasından yetişerek Mecnûn’un önüne geçti, ancak Mecnûn Leylâ’ya hiç iltifat etmemişti.
O kadar çok “Leylâ” diyordu ki, bu zikr-i kesîr sebebiyle kendinden geçmiş, bayılarak yere düşmüştü. Yattığı yerde dahî bütün âzâlarından “Leylâ” zikri yükseliyordu. Leylâ şaşkın bir vaziyette olup-bitenleri izliyordu.
Mecnûn kendine geldiğinde karşısında gölgesi üzerine düşmüş bir varlık olduğunu farketmişti. Başını kaldırdı, gözlerini Leylâ’nın yüzünde gezdirdi ve “Sen kimsin?” diye sordu Leylâ’ya. “Hâlin nedir aşk elinden? dedi

Leylâ. Mecnûn “Sana ne benim hâlimden. Dost musun, düşman mısın? Uzak dur benden!” dedi.
“Adını anmaktan deli-dîvâne olduğun Leylâ benim. Nasıl olur da beni tanımazsın?” dedi Leylâ.
Mecnûn’un yüzünde acı bir gülümseme belirdi ve sözlerini şöyle tamamladı: “ Bil ki; bütün âlem bana “Leylâ” olmuştur. Benim gönlüm lebâ-leb Leylâ doludur. Eğer sen Leylâ isen, bu bende ki Leylâ nedir?
Anlaşıldı ki, Mecnûn artık Cunûn şehrinde ikâmet ediyordu. Bu şehrin ne makâmı ne de mekânı vardı.

Zâten Mekânı belli olmayan iki yer vardı. Bunlardan biri “Hayret Vâdisi” diğeri “Cunûn Şehri” dir.” Hayret Vâdisi’nde ki şaşkınlığa düşmüş kimselerle(mütehayyir), Cunûn Şehri’nin mecnûnları bir araya gelerek halka oluşturdular ve kendilerinden geçmiş bir halde sohbete daldılar. Mecnûn da bu mecnûnlardan bir mecnûn olmuştu. Mecnûnlardan birisinin sorusu ile başlayan sohbet derinleştikçe tatlandı, tatlandıkça derinleşti. Mecnûn sordu Mütehayyir cevapladı:

- Ey Mütehayyir! Okudun, yazdın ve mânâsını da anladın. Mânâyı nasıl anladın? Söyler misin?

- Elif-bâ ile
- Mânâ ne demektir?
- Birin iki, ikinin bir olmasıdır.
- Buna ne denir?
- Kelime-i Tevhîd
- Peki, Elif-bâ ne demektir?
- Kâinâttaki gerçeklikler(realiteler)
- Asıl olan hangi harftir?
- Elif
- Elif neyin aslıdır? Varlığın mı? Hâdiselerin mi?
- Vârlığın değil, hâdiselerin aslıdır.
- Elifin aslı nedir?
- Nokta.
- Elife mi yoksa noktaya mı varlık diyorsun?
- Nokta’ya. Nokta sessiz varlıktır, ancak Elif’le konuşur.
- Öyleyse iki tane varlık var?
- Hayır! Elif ve nokta birdir. Arı’yı düşün!
- Arı ne yapar?
- Bal yapar; sevdirmek için!
- Başka ne yapar?
- Balmumu yapar; bildirmek için!

Mütehayyir cebinden bir balmumu çıkardı ve;

- İşte Nokta! dedi.
Sonra balmumunu nefesiyle ısıtıp boyunu uzattı ve;
- İşte Elif! dedi.
O sırada mecnûnlardan biri ayağa kalktı ve;
- Elif’in başka adı var mı? diye sordu.
Mütehayyir;
- Evet var! Gel de kulağına söyleyeyim dedi. Sonra kulağına bir şeyler fısıldadı. Kucaklaştılar.

Mütehayyirin ifâdesine göre, o artık Leylâsız Mecnûn olmuştu. Çünkü Mecnûn Leylâ’ya dönüşmüştü. Bundan sonra her kim aradan Leylâ’yı çıkarırsa Elif’in diğer ismini de öğrenebilecekti.

- alıntı dır-


Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum

9/10/2009
Her güzele gönül verme ya alınır ya alınmaz... by Bayezid.


Ben çiçek gibi taşımıyorum göğsümde aşkı
Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum
Gelmiş dayanmışım demir kapısına sevdanın
Ben yaşamıyor gibi yaşamıyor gibi yaşıyorum
Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum 
« Önceki ::


Blogcu ile yapıldı